Beyin Eğitimi (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Beğenilen: 0
|
|
|
BAŞLIK: Beyin Eğitimi
|
|
Beyin Eğitimi |
Ekleyen: Askperest ileti 9 Ay, 2 Hafta önce eklendi
|
|
Televizyon kanallarında çeşitli üniversitelerde canlı olarak yaptığım hafıza gösterilerimi ve öğrencilerin dizdiği yüzlerce rakamı çok kısa sürede hafızama alarak hatasız olarak saydığımı gören izleyicilerden aldığım e-mail mesajlarında ortak bir soruyla karşılaşıyorum;
"Melik bey, televizyondaki gösterinizi izledim ve çok etkilendim. Ancak beyni böyle tam kapasitede kullanmak beyne zarar vermez mi? Beyin bu şekilde çalıştırılırsa yorulmaz mı?"
(Not: Bu canlı hafıza gösterilerinden birini görmediyseniz, sayfanın sonundaki link'e tıklayarak üniversitelerde verdiğim konferanslardan bazı görüntüleri ve izleyici görüşlerini izleyebilirsiniz.)
Özetlersem, hafıza gösterilerimi izleyenler beynimin % 100’ünü kullandığımı düşünüyorlar. Bu konuya girmeden önce, isterseniz beynin gerçekte ne kadar kullanıldığına bir göz atalım.
Beynin kullanılma yüzdeleri üzerine yapılan tahminler karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor;
Yıllar Beynin Kullanılma Yüzdesi Tahminleri
1940’lar Beynin ancak % 50’si kullanılıyor
1960’lar Beynin ancak % 20’si kullanılıyor
1980’ler Beynin ancak % 10’u kullanılıyor
2000’ler Beynin ancak % 1’i kullanılıyor
İşin ilginç tarafı son yıllarda tahminin giderek çok azalmasıdır. Peki bu tahminler giderek neden düşüyor? Karşımıza çıkan tablo aklımıza çeşitli soruları getirmiyor da değil;
"İnsanlar 1940’larda beyinlerinin % 50’sini kullanıyorlardı da, 2000’li yılarda artık % 1’ini mi kullanıyorlar?"
Beyin kapasitesini kullanma açısından gerçekten bir gerileme içinde miyiz? Şüphesiz “Hayır”.
Tahminlerin giderek azalmasının nedeni, beyin kapasitesinin sandığımızdan çok daha büyük olmasıdır.
Beyin gücünün sonsuza giden bir kapasitesinin olduğunun ortaya çıkması ve aslında onun % 1’ini dahi kullanmadığımızı farketmemiz;
1-) Beyni kullanmamız konusunda hepimizin önümüze yeni ufuklar açıyor,
2-) Bana özel olarak, yukarıda bahsettiğim e-mail mesajlarında sorulan sorulara kolayca cevap verebilme olanağı sağlıyor.
Yukarıda verilen bilgiler ışığında özetlersem, hafıza veya beyin eğitimi almamış bir kişi normal olarak beyninin % 1’inden daha az bir kısmını kullanıyor. Hafızamı eğiterek ben beynimi biraz daha etkin kullanabiliyorum. Bu oranın ne olduğunu tahmin etmemi isterseniz, hafıza eğitimi almamış bir kişiye oranla iki, ya da üç kat daha fazla kullandığımı söyleyebilirim. Bu açıklamaya göre bir hesap yaparsanız, hafıza veya beyin eğitimi almamış bir kişi beyninin % 1’ini kullanıyorsa, ben onun üç katını kullanıyorum. Bir başka ifadeyle beynimin sadece % 3’ünü kullanıyorum.
Şimdi size ben soruyorum. Beyninin sadece % 3’ünü kullanan, yani geride hala % 97 beyin kapasitesini kullanmayan bir kişiye, “Melik bey, televizyondaki gösterinizi izledim ve çok etkilendim. Ancak beyni böyle tam kapasitede kullanmak beyne zarar vermez mi? Beyin bu şekilde çalıştırılırsa yorulmaz mı?” diye sorar mısınız.
Ancak e-mail mesajıyla bana bu soruyu soran izleyicileri bu şekilde düşünmeye sevkeden farklı bir kıyaslama ve düşünme tarzı daha var. Hatta bu şekilde düşünmelerine ben de hak vermiyor değilim. Peki nedir onlara bu soruyu sorduran?
İzleyicilere bu soruyu sorduran sebebe direkt olarak geçmeden, bu olayı gerçek bir örnek üzerinde izah etmeye çalışacağım.
Şimdi sizden aşağıda sadece “0” ve “1” lerden oluşan her satırında 30 hane bulunan 20 satırlık çok uzun bir sayıyı hafızanızda tutmanızı istiyorum. Ya da sadece şu sorunun cevabını vermenizi istiyorum.
"Aşağıda verilen sayıyı hafızanızda tutup, hatasız olarak sayabilecek hale gelmeniz için benden ne kadar bir süre isterdiniz?”
İşte hafızanızda tutmanız için verilen sayı;
110101011001011011111001010110
001010010111100011101001111010
101010110010110111110010101100
010101001101010011000100101011
111100101001100111011110001001
011110111010010100110110101010
100011110101001110000101100111
011001111101100010110110111010
001011101111010100001011010111
010100011010100101111011001100 100001001001011010110011111001
011100101011111110110001001100
001010010001111010110100000001
001101011101101100111111110000
000101010100011110100001001101
101101100111000011101001111000
011111001000010000100001110001
010101000110001100111000011001
110010010110100011001111000010
100101011001001001000111001100
Şimdi sorumu tekrarlıyorum; "Yukarıda verilen sayıyı hafızanızda tutup, hatasız olarak sayabilecek hale gelmeniz için benden ne kadar bir süre isterdiniz?"
Böyle bir soru karşısında sizin yerinizde olsam (yani beynimi eğitmemiş birisi olsaydım) ben etap, etap şu şekilde düşünürdüm.
1-) Bunun imkansız birşey olduğunu düşünür ve böyle bir işe hiç kalkışmazdım.
2-) Böyle bir sayıyı hafızama almak için çok yoğun olarak çalışırsam, belki en az iki ya da üç güne veya bir haftaya ihtiyacım olduğunu düşünürdüm.
3-) Bu işi çok yoğun bir şekilde başarsam bile beynimi çok yormak zorunda kalacağımı düşünürdüm. Hatta böyle bir işi başardıktan sonra beynimin uzun süre dinlenmeye ihtiyacı olur diye beynimi bir süre başka işlerde yormazdım.
Eminim şu anda sizler de böyle düşünüyorsunuz.
Peki, şimdi size başka bir soru soruyorum. Benim gibi birisi gelse ve yukarıda verilen “0” ve “1”lerden oluşan 20 satırlık sayıya sadece 10 – 15 dakika baksa ve arkasını dönüp, verilen sayıyı hiç hatasız olarak saysaydı ne düşünürdünüz?
Ben sizin yerinizde olsam şöyle düşünürdüm; "Bu sayıyı benim hafızamda tutabilmem için en az bir haftaya ihtiyacım vardı. Ayrıca bu bir hafta boyunca da beynimi devamlı yormak zorunda kalacaktım. Bu adam bu kadar zor bir işi 15 dakikada başarıyorsa, o zaman beynini bu işi bir haftada halledene gore daha yoğun çalıştırması ve daha çok yorması gerekiyor."
Böyle bir düşünme zinciri sonunda, "Beyin bu şekilde çalıştırılırsa yorulmaz mı?" diye herhalde ben de sorardım.
Yukarıda izah ettiğim olayı ben şu örneğe çok benzetiyorum. Bir an şöyle gözlerinizi kapatıp traktörün daha keşfedilmediği dönemdeki bir köyü hayal etmeye çalışın. Herkes tarlasını insan gücüyle ve sabanla sürüyor. Dolayısı ile her köylünün tarlasını sürmesi için günler, bazen haftalar gerekiyor.
Gece bu köylülere haber vermeden onların hiç bilmediği traktörü getirip, tarlalarını tamamen sürdüğünüzü ve yine onlar görmeden traktörü geri götürdüğünüzü kabul edelim.
Ertesi sabah bu köylülere tarlalarını dün gece tek başınıza sürdüğünüzü söyleseydiniz, acaba sizin için ne düşünürlerdi. Traktör gibi bir alet veya teknikten haberi olmayan köylüler, bu imkansız işi başarmak için sizin çok yorulduğunuzu veya olağanüstü bir güce sahip olduğunuzu düşünürlerdi.
Belki de bu işi tek başınıza değil gece getirdiğiniz başka insanların yardımıyla yaptığınızı iddia ederlerdi. Şüphesiz varlığından haberleri olmadığından dolayı, bu işi farklı bir teknikle, bir traktörle halledebileceğiniz hiç kimsenin aklına gelmezdi.
Şimdi şu “0” ve “1”lerden oluşan sayıların hafızaya alınmasına geri dönüyorum. Belki de bu sayıyı hafızaya almak için beyni hiç de yormayan kolay ve hızlı öğrenme teknikleri var da siz bilmiyorsunuz. Belki beyni daha etkin ve verimli kullanmak mümkün.
Belki değil, beynin etkin ve verimli kullanılması, yani hızlı, kolay ve kalıcı öğrenmek kesinlikle mümkün. Bu mini kurs serisinin amacı bunun mümkün olduğunu etap etap size göstermek ve öğretmektir.
Özetlersek bu bölümde iki temel noktayı gözden geçirdik;
1-)Hafıza ve beyin eğitimi almamış bir kişi beyninin % 1’ini kullanıyorsa, hafıza ve beyin eğitimi almış bir kişi ona gore beyninin en az üç katını, yani % 3’ünü kullanıyor. Hala beyinde keşfedilecek % 97’lik bir kısım var.
2-)Geleneksel veya bugüne kadar alışılagelmiş çalışma yöntemlerinde beyin gereksiz yere çok yoruluyor. Hafıza ve beyin eğitimi sonucunda hem daha hızlı ve kolay öğreniliyor, hem de beyin daha az yoruluyor.
Öğrenmeyi hızlı, kolay ve kalıcı bir hale geirmenin nasıl mümkün olacağına ve teknikleri incelemeye geçmeden önce, beynin neden ve ne tür bilgileri unuttuğuna bir göz atmamız gerekiyor. Beynin neden unuttuğunu bilirsek, unutmamak için ne yapmamız gerektiğini de daha kolay anlayabiliriz.
|
|
Seviye: Yönetici
Başarı: 9
Gönderiler: 433
Hizli Menu
|
Kayıt Tutuldu
|
|
|
Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll||ll||
³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
|
|
Beyin Eğitimi - 2 |
Ekleyen: Askperest ileti 9 Ay, 2 Hafta önce eklendi
|
|
Hafızasız bir yaşamı düşünmek asla mümkün değil. Çünkü hafızasız bir yaşamda geçmiş kavramı ve tarih anlayışı yoktur. Ne kadar basit olursa olsun, herhangi bir becerinin öğrenilmesi söz konusu değildir.
Kısacası, insanı insan yapan en büyük özellik hafıza gücüdür. Hafıza gücümüzü geliştirmenin sırları ise "Neden Unutuyoruz?" sorusunun cevabında gizlidir. Çoğu insan yeni öğrenilen ve yaşanan bilgilerin daha kolay hatırlandığını, eskilerin ise unutulduğunu düşünmektedir. Peki gerçek böyle mi?
Neden unutuyoruz? Sorusunun cevabını bulmak için önce ben size iki soru sormak istiyorum. İşte birinci sorunuz;
1-) 20 Ocak 2007 tarihinde öğle yemeğinde ne yediğinizi hatırlıyor musunuz?
Hemen heyecanlanmayın. Bu bir imtihan değil. Ayrıca böyle bir soruya doğru cevap vermenizi de beklemiyorum.
Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu; Bahsettiğim tarih çok yakın olduğu halde bu bilgiyi hatırlayamamanızdır.
Çok daha eskilere gitsem durum daha vahim olacak gibi görünüyor. Bakalım öyle mi? İkinci sorunuz çok daha eski bir tarihteki olay veya bilgileri hatırlamanızla ilgili. İşte ikinci sorunuz;
2-) Hayatınızda başınızdan geçen tehlikeli bir an, bir kaza, sizi çok mutlu eden veya şaşırtan bir olay var mı? Bu olayı ve anı bana anlatabilir misiniz?
Bu sorunun cevabı olarak bana anlatacak çok şeyiniz olmalı. Hatta herşeyi bütün detayına kadar hatırlıyor olmalısınız.
Peki nedir bu iki sorunun cevabında yatan sır. Birinci soru çok daha yakın bir tarihte geçtiği halde hemen unutmuşsunuz. İkinci soruyu ilgilendiren tarih çok daha eskiydi ama hiç zorlanmadan hemen hatırladınız.
Sorunun cevabı beynin yazıcısıyla yani printer'ıyla ilgili. Birinci olayda beynin yazıcısı tamamen kapalıydı.İkinci olayda ise beynin yazıcısı çalışıyordu ve olayları tamamen kaydetti.
Peki nedir beynin yazıcısını çalıştıran veya kapatan faktör ? Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp veya kapatabilir miyiz ? İstediğimiz bilgileri kendi isteğimizle beyne kaydetmesini sağlayabilir miyiz ?
Bu soruların cevabı kocaman bir "EVET". Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydetmesini sağlayabiliriz. Bunu sağlamak için beynin bazı bölümlerinin nasıl çalıştığına çok kısaca bir göz atmamız gerekiyor.
Bir an avucumun içinde haşlanmış küçük bir yumurta tuttuğumu kabul edin. Yandan baktığınızda elim ve içindeki yumurta iç içe üç katlı bir beyni temsil etmektedir. Esasen beyinde iç içe üç farklı bilgisayar bulunmaktadır. Bu bölümler sırasıyla;
1-) İlkel Beyin: Bu kısmı beynin en iç kısmında olan elimin içindeki yumurtanın sarısı temsil etmektedir. İlkel beyin tüm hayvanlarda da mevcut. Hatta bazı hayvanların beyni sadece bu ilkel kısımdan ibaret. Beynin bu kısmı hayvanların olaylar karşısındaki tepkilerini idare ediyor. Bir tehlike anında ilkel beyin onlara ya "savaş", ya da "kaç" diyor.
Bizim için de durum aynı. Issız bir yerde bir tehlikeyle karşılaşsak, tepkimizi idare eden kısım ilkel beynimizdir. Birisiyle kavga aşamasına gelseniz ne yapardınız bir düşünün. Sanırım önce kavga edeceğiniz adamın cüssesine şöyle bir bakarsınız. Adamı gözünüze kestirirseniz kavga edersiniz. Yok adamın cüssesi çok büyükse, herhalde kaçarsınız. Tüm bu hareketlerinizi idare eden kısım ilkel beyindir.
2-) Orta Beyin: Bu kısmı elimin içindeki yumurtanın akı temsil etmektedir. Bu bölümde hafıza gücü için çok önemli olan kısım var. Bu kısım öncelikle tüm duyguların merkezi. Ayrıca bu bölümde hafızanın merkezi sayılan "hipokamp" (hippocampus) bilgilerin kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine karar veren kısımdır.
Beynin yazıcısının çalışıp, çalışmamasına karar veren hipokamp'dır. Hipokamp beynin yazıcısını çalıştırırsa, o anda yaşanan olaylar ve bilgiler beynin en üst kısmı olan "korteks"e yazılmaktadır.
Peki hipokamp beynin yazıcısını neye göre çalıştırmakta, veya neye göre durdurmaktadır. İşte bunun cevabı da orta beyinde bulunan duyguların merkezidir.
Duyguların merkezi hareketlenirse, hipokamp "hemen yazıcıyı çalıştırıp bunları kaydetmeliyim" demektedir. Duygular hiç etkilenmemişse, hipokamp beynin yazıcısını çalıştırmaya da gerek duymamaktadır.
Şimdi isterseniz başlangıçta size sorduğum iki soruya geri dönerek, hipokamp'ın bu olayları neden kaydedip, kaydetmediğine bir göz atalım. İşte sorular;
1-) 20 Ocak 2007 tarihinde öğle yemeğinde ne yediğinizi hatırlıyor musunuz?
2-) Hayatınızda başınızdan geçen tehlikeli bir an, bir kaza, sizi çok mutlu eden veya şaşırtan bir olay var mı? Bu olayı ve anı bana anlatabilir misiniz?
Birinci soruyu ilgilendiren olay rutin bir olaydır. O gün yediğiniz yemek özel bir gün değil veya ilk defa denediğiniz farklı bir yemek değilse, duygularınız hiçbir şekilde etkilenmemiştir. Çünkü o yemeğin hergün yenen rutin yemeklerden hiçbir farkı yoktur. Duygular harekete geçmemiştir. Dolayısı ile hipokamp bu olayı kayda değer bulmamış ve beynin yazıcısını çalıştırmamıştır.
İkinci soruya gelelim. Buradaki olay tamamen duyguların merkezini uyandıracak özelliktedir. Şüphesiz bu durum hipokamp'ın da gözünden kaçmamış ve hemen beynin yazıcısını çalıştırmıştır.
Aşağıdaki çerçeveli yazıda hipokampın insan hafızası için ne kadar hayati bir önem taşıdığını gösteren gerçek bir olay aktarılmaktadır. Lütfen bu gerçek olayı okumadan yazının devamına atlamayınız.
KAYBOLAN GELECEK
BBC'nin müzik otoritelerinden olan Clieve Wearing kariyerinin en üst noktasındayken "Herpes Simpleks" virüsüne yakalandı. Bu tür virüse yakalananların büyük bir bölümü hastalığı sadece dudaklarında oluşan uçuklarla atlatırken, Wearing'e bulaşan virüs beyne ulaşarak iltihabı bu bölgeye taşıdı ve beynin hasara uğramasına neden oldu.
Ensafalit hastalığı denilen bu durum Wearing'in hafıza yapısında çok önemli değişikliklere yol açtı. Sadece son bir veya iki dakika içinde olan olayları hatırlayabilen ve kendisini sürekli olarak uzun ve derin bir uykudan yeni uyanmış gibi hisseden Wearing, eşi odadan çıkıp, iki veya üç dakika sonra tekrar geri döndüğünde, kendisini sanki uzun bir süre görmemiş gibi karşılıyordu.
"Kendimi yaşayan bir ölü gibi hissediyorum" diyen Wearing, hastalığa yakalanmadan önceki yaşamı ile ilgili tüm olayları rahatlıkla hatırlayabildiği gibi müzik yeteneklerini de aynen koruyor, nota okuyabiliyor ve müzik aletlerini çalabiliyor.
Uzmanlar Wearing'in hastalığı nedeniyle hipokamp'ın tamamen tahrip olduğunu ve bu yüzden hiçbir yeni bilgiyi hafızasına alamadığını belirtirlerken, hafızasındaki diğer bilgi ve becerilerin beynin farklı yerlerinde depo edilmesi nedeniyle bu hastalıktan etkilenmediğini ifade ediyorlar.
Sanırım hafıza gücü için orta beyindeki duyguların merkezinin ve hipokamp'ın ne kadar önemli olduğunu farkettiniz. Peki bunu farkettik diye hemen hafıza gücümüz arttı mı? Şimdilik, hayır. Ancak bu mini kursları takip ettiğinizde, eğitimle hipokampı ve duyguların merkezini nasıl etkileyerek bilgilerin kalıcı hafızaya yazılabileceğini göreceksiniz.
Ancak hipokamp'ı etkili bir şekilde kullanmak için, öncelikle korteksin çalışma prensipleriyle ilgili bazı önemli bilgilere ihtiyacımız var.
3-) Korteks: Bu kısım beynin en üstünü mantar gibi kaplayan bölümdür. Hipokamp'ın kararı sonucu bilginin kaydedildiği yer burasıdır. Düşünme, konuşma, görme, duyma ve yeni bir şeyler üretme sırasında kullanılan kısım beynin korteksidir. Beynin bilgi kapasitesi tamamen korteks üzerindedir.
Ayrıca beynin fotografik bir hafızaya sahip olması da direkt olarak korteksle ve korteksin farklı şekilde çalıştırılmasıyla ilgilidir. Korteksin farklı şekilde kullanılmasına ve fotografik bir hafızaya sahip olma konusuna mini kursumuzun üçüncü bölümünde göz atacağız.
|
|
Seviye: Yönetici
Başarı: 9
Gönderiler: 433
Hizli Menu
|
Kayıt Tutuldu
|
|
|
Her Hakkım Saklıdır®
|l|lllll|lll||ll||lll||ll||
³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
|
|
|
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
|
|
|
|
|
|